19 Mart 2017

Fırtınalar - Halil Cibran


Merhaba kitap severler.

Daha öncesinde yollarımın kesişmediği yazar ile kitabının kampanya da olmasının etkisiyle de olsa gerek tanımaya karar verdim. Böylece, Fırtınalar benim için Halil CİBRAN  ile tanışma kitabım oldu.

Kitabımız Kumsaati Yayınlarından, 150 sayfa civarında ve yaklaşık 50 sayfalık ilk bölümü Halil CİBRAN biyografisinden oluşuyor. Cibran aslen Lübnan doğumlu olmasına rağmen çocukluğunun Suriye'de zor şartlarda geçtiğinden bahsedilir. Bunun sebebi 1883 lü yıllarda ülke sınırlarının farklı olmasından mı kaynaklanıyor yoksa göç meselesi filan mı bilmiyorum, araştırmakta istemedim.Sonuç olarak Cibran'ın hayırsız bir babası vardır ve daha küçük yaşta annesine ve kardeşlerine bakmak zorunda kalır. Ancak yaşam şartlarının ağırlığına dayanamaz ve ailesini de alarak Amerika'ya giderler. Burada yaptığı illüstrasyon çizimleriyle sanat-edebiyat dünyasının beğenisini kazanır. Bunların yanında yazdığı şiirler ve yazılarda beğenilir. Zayıf ingilizcesini geliştirmek için uzun yıllar bir kadına yazılarını gönderip kontrol etmesini ister ancak hitaplardaki samimiyet sevgi göstergesidir. Neyse o kısmı yazarın özel hayatı. Sonrasında ise Suriye'nin Osmanlı'dan ayrılıp bağımsız olması için mücadele etmeye başlar. Osmanlıyı kötülerken Fransızlara toz kondurmazr. Tabi ki burada Cibran'ın Hristiyan kimliğini yabana atmamak lazım.

Fırtınalar ise kitabı okuyup bitirdikten sonra öğrendiğim kadarıyla yazarın diğer eserlerindeki hikayelerden oluşan derleme bir kitapmış. Evet kısa bölümlerden oluşuyor ama bu bölümlere hikaye denir mi emin değilim. Çünkü anlatım kutsal kitap öğretilerine daha çok benziyor. Biraz da siz Suriyeliler özgürlüğü hak eden asil bir milletsiniz tarzıyla bol motivasyon içerikli. Aslına bakılırsa içerik olarak aynı dönemlerde II.Abdulhamid' e karşı İttihat ve Terakkicilerin Hayyale'l Felah ve Hareket risalelerine benzerliği dikkatimi çekti.

Sonuç olarak okumak isterseniz zor geçen bir ömürden süzülenleri göreceksiniz. Bazen şiirsel bazen kutsal kitap öğretisi tarzı.

Bol bol kitap okuyun ve sevgiyle kalın...

14 Mart 2017

Hafta Sonu Filmleri: Shouthpaw - Arrival - Allied

Uzun zamandır film izlemiyordum. Takip ettiğim blogların film paylaşımlarından gaz alarak yayının başlığından da anlaşılacağı üzere hafta sonumu film izleyerek geçirdim. Çok da güzel oldu. İyi bir film eleştirmeni değilim ancak nette film arayışında olanlar için ön bilgiler verebilirim. Şöyle buyurun...

Southpaw - Son Şans


Film 2015 ABD yapımı ve dram - spor türünde. Billy Hope' yi canlandıran Jake Gyllenhall'ı ilk kez yıllar önce Telefon Kulübesi filminde izlemiştim ve çok beğenmiştim.  Ama bu filmde etkileyici baygın bakışlarının yanında vücutta yapmış. Hatta öyle ki sırtını kameraya dönüp ellerini havaya kaldırdığında ortaya çıkan sırt kasları izleyicinin gözüne sokulmuş adeta. Eşi rolündeki Rachel McAdams da güzel kadın ve adamın yanına yakışmış. Ama konu çok bilindik. Özellikle bizim kuşağın iliklerine kadar işlemiş olan Rocky Balboa bir, iki, üç, dört diye giden serinin 2015 versiyonu gibi. Tek fark şampiyonu sıfırdan zirveye çıkarmak yerine zirveden yerin dibine sokup tekrar çıkarmışlar. Spor dram tarzı seviyorsanız özellikle oyunculuk kalitesiyle hoşça vakit geçirebilirsiniz ama beklentinizi yüksek tutmayın.

Arrival - Geliş


Bir youtuber ve iki blogda gördüğüm için izledim filmi. Süperman'in sevgilisi olarak tanıdığımız Amy Adams başrolde. Bilim kurgu türünde. Ansızın dünyanın çeşitli bölgelerine on iki adet ufo gelir. Artık insanlığın önündeki en önemli sorun ziyaretçilerimizin amacının ne olduğunu öğrenmektir. Onlarla iletişim kurmak içinde ordu dilbilimcisi Dr. Louise görevlendirilir. 

Film aslında iletişimin önemine dem vuruyor görünse de benim şüphelerim var. İletişim tabi ki önemli ama filmin arka planında tek dünya dilinin faydalı olabileceği gibi bir öngörü sezinledim. Fazla takıntılı ya da fazla komplocu olarak algılayabilirsiniz ama  ABD yapımı filmlere sadece film gözüyle bakmamalı. illüminaticiler mi dersiniz yoksa gizli güçler mi artık size kalmış, gizli bir yapının tek dünya devleti kurma ideallerinin olduğunu, hatta bu devletin adının Birleşmiş Milletler olduğunu, Uluslararası Para Fonu ve Dünya Bankası gibi kuruluşların da aslında bu yapının organları olduğunu okumuştum. Sanki bu filmin de tek dünya dilinin önemi üzerine yapılmış propaganda olabileceğini sezinledim.  Sanırım yavaş yavaş kafayı yiyorum. 

 Allied - Müttefik


Bu filmde 2016 ABD yapımı ve tarih - dram türünde. Yan hikaye olmaması, durağan olması ve sürprizlere yer vermemesi nedeniyle eleştirilmiş. Ancak uçaktan atlayıp ölmeyen James Bond filmleri sizde de alerji yapmaya başladıysa ve biraz olsun istihbarat ajanlarına meraklıysanız bu filme göz atın. Evet kısmen durağan ve yan hikaye yok ama kesinlikle sürpriz var. Üstelik oldukça gerçekçi. Beni etkiledi, hatta bayıldım bu filme...

Sevgiyle kalın... 

11 Mart 2017

Aylak Adam - Yusuf Atılgan


Aylak Adam romanının içeriğinden bahsetmeden önce bana daha ilginç gelen bir konudan bahsetmek istiyorum. Roman 1959 yılında yazılmış. Yani o yıllarda Yusuf Atılgan bir çiftlikte yaşamakta ve köy hayatı sürmektedir. Ancak yazar köy ve köylü hayatı yerine şehirli bir karakter kurgulamayı tercih etmiş. Sırça köşklerinden en iyi ben bilirim edasıyla köylü sorunlarına dem vuranları çok duymuştum da böylesi ilkti. Gerçi yazar bu konuya da çok güzel açıklık getirmiş.   
Evet ben bir köylüyüm ama köy romanı yazmak için köylü olmak yetmez. Kent insanının aylaklığını anlatmak ki bunun batıdaki karşılığı bohemliktir, çok daha kolaydır. Ben İstanbul’da okudum. Bu yüzden biraz İstanbul hasretimi gidermek, biraz da yaşadığım gariplikleri yansıtmak isterken ortaya Aylak Adam çıktı.
Bakmayın yazarın bohemlik olarak tanımladığına. Aslında benim şu aralar büyük özlem duyduğum bir yaşamı kurgulamış. Üstelik ismine de C deyip bırakmış. Sanki biz o C' nin yazarın olmak istediği kişi olduğunu anlamadık. Neyse.. Efendim C babasından kalan gayrimenkullerin kiralarıyla geçinen, hiç bir işte çalışmayan, gününü kitap okuyarak, film izleyerek, kahvede ya da barda takılarak ve sokaklarda gezerek geçiren aylak adamın tekidir. Aynı zamanda uyumsuz ve sıkılgandır. Roman işte bu profildeki genç erkeğin bir yılını dört mevsime bölerek anlatıyor. 

C bir yıl boyunca hayalini kurduğu gerçek aşkını ararken hayata bakışını da okuyucusuna aktarır. Sıradanlığa kesinlikle tahammül edemez. Hatta en farklı işi yapanların bile ikinci günde kendilerini tekrar etmekten öteye gidemediklerini düşünür.  Sonra siz-sen olayına ve isimlerimizle ilgili takıntılı düşüncelere sahiptir.

Roman olay örgüsünden çok düşünsel boyutta geçiyor. Kimi yerleri sıkıcı gelse de olaylara farklı pencereden bakmak ilginizi çekebilir. Özellikle dingin kafayla okunursa daha lezzetli gelecektir.

Sevgiyle kalın.

6 Mart 2017

Yeni Dünya - Sabahattin Ali


Yeni Dünya, Sabahattin Ali'nin 1930' lar Türkiye'sini gözler önüne serdiği on üç öyküden oluşuyor. Kitap ismini takma adı Yeni Dünya olan dansözün anlatıldığı trajik öyküden alıyor. Hikayeler genel itibarıyla fakirlik ve köylü yaşamı  üzerine kurulu.

Beni özellikle Asvalt Yol ve Hasanboğuldu hikayeleri etkiledi. Asvalt Yol' da kendisi de köy çocuğu olan bir öğretmenin halkı bilinçlendirme çabası üzerinden köylü-siyasetçi ilişkisi anlatılıyor. Aslında siz ne kadar iyi niyetli ve yürekli davranırsanız davranın bazen yetememenin, anlaşılamamanın ve dışlanmanın kaçınılmaz olabileceği dramatik bir öyküyle gözler önüne seriliyor. Öyle bir durumda bu işin sorumlusu ben değilim diyememek, bireyselliğini kaybetmiş yığınlara gerçekleri göstererek cesaretlendirmeye çalışmak zordan da zor olmalı. 

Hasanboğuldu hikayesini ise yıllar önce Hülya Avşar' ın baş rolünü oynadığı filmde izlemiştim ve çok beğenmiştim. Öykünün başlığını görür görmek yüzümde bir tebessüm belirdi. Hani sonunu bildiğiniz öykü gereksiz gelir ya, işte bu öyle olmadı. Kaz dağında geçtiği rivayet edilen aşk hikayesini okurken eski bir dostla geçmişi konuşurmuş hissine kapıldım. İçim ısındı. Bu hikaye Sebahattin Ali'nin miymiş dedim, çok sevindim.  



Keyifli okumalar...

5 Mart 2017

Balık İzlerinin Sesi - Buket Uzuner


Bırakın Buket Uzuner demeyi Buket ismini duyduğumda bile aklıma Kumral Ada Mavi Tuna romanı geliyor. Taa ergenlik yıllarımda okuduğum roman aklımda nasıl yer ettiyse artık. Ama hiç iyi bir şey değil. Sırf bu nedenle yazarın okuduğum diğer romanları hep eğreti duruyor, özümseyemiyorum, içine giremiyorum. Neyse..

Balık İzlerinin Sesi' de Buket Uzuner' in eski romanlarından. 1992 yılında yazılmış. Bakmayın benim kitabın içine giremeyişime. Aslında konusu itibariyle hayli ilginç. Tüm dünyadan seçkin öğrenciler seminer ya da eğitim için dış dünyadan yalıtılmış İsveç' de bir yerde toplanıyor. Ülkemizden Afife Piri seçiliyor. Eğitim başında da Dr. Günnar bulunuyor. Eğitime katılan herkes Dr. Günnar'a karşı korku-saygı karışımı bir tavırla yaklaşıyor. 

Roman ilerledikçe herkesten farklı insanların dünya sorunları hakkındaki farklı çözümlerini okumayı beklerken, seçkin öğrencilerin kendilerini tarihteki seçkin karakterler zannettiklerini ve aslında akıl hastanesinde bulunduklarını içim cızz ederek idrak ettim. Bu üzüntü-şaşkınlık karışımı durum romanı daha da ilginçleştirdi. Sonrasında ise akıl hastalarının yerini kimsenin bilmediği bir adaya kaçışlarına anlamlandırmadığım bir şekilde sevimdim.  

Son olarak, yazar bu romanıyla 1993' de Yunus Nadi roman ödülünü kazanmış ama hayal kırıklığı yaşayan okurlar var. İnce bir kitap, tercih sizin...

Sevgiyle kalın...